Normlar (Kurallar) Hiyerarşisi – Hans Kelsen

Hukuk normları, hukuk devletlerinin vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Hans Kelsen tarafından öngörülen Normlar Hiyerarşisi ‘ne bir göz atalım.

Öncelikle Normlar Hiyetarşisi’nin büyükten küçüğe sıralanışı şu şekildedir:

ANAYASA > KANUN > KHK > TÜZÜK > YÖNETMELİK > Diğerleri (yönerge, tebliğ, genelge, talimat). İlgili başlıklar aşağıda piramit sıra düzenine göre paylaşılacaktır.

NORMLAR

Anayasa nedir? diyerek başlayalım.

Anayasa, aslında bir sözleşmedir. Egemenlik haklarının kullanın yetkilerinin içeriğindeki haliyle devlete verildiğini belirten toplumsal sözleşmelerdir. Normal Hiyerarşisi’ne göre de diğer bütün hukuki kurallardan üstündür, hiçbir kanun, kişi ya da yapı anayasaya aykırı olamaz.

( Ne güzel değil mi? )

Dünyanın ilk anayasası, 1787 tarihli ABD anayasasıdır.

Türkiye’de 1924 Anayasası ”Devletin rejimi Cumhuriyettir.” Maddesinin değiştirilemeyeceğini belirtmiştir.

Continue reading

Seni Korumak İçin – Şükrü Erbaş – İnsanın Acısını İnsan Alır

Çocuk Çocuklar Masumiyet - Anadolu

Çocuklar dünya karşısında yenik büyüyordu. Babalarından başka doğru bilmeden yaşlanıyordu erkekler. Çarşılar evleri çoktan teslim almıştı. Kızlar şarkısını kimseye söyleyemiyordu. Sokaklardan esen güneş değil, geri çekilme duygusuydu.
Annelerin sütünde ışık yoktu. Kaba adamların kalın sesi örtmüştü ülkeyi.

Güzellik, insanların gelecek düşlerinden çoktan çıkmıştı. Kimsenin ortak türküsü yoktu ve kimse türküsünü bir başına söyleyemiyordu. Bir yere gitmeden, gelecek birisini bekliyordu herkes. Koro halinde susuluyordu ve yalnızca yüksek sesle konuşanlara inanır olmuştu insanlar. İncelik yalnızlığa dönüşe dönüşe bitmişti. Şiddetin coğrafyasında elbette gökyüzü bir lükstü ve ancak yağmur yağınca anımsanıyordu. Gittiği en büyük uzaklık evinden işi olanlara, ne aşk, ne özgürlük, ne barış anlatılabilirdi. Seni korumak için karşı durdum tüm bunlara. Dünyayı senden geçirerek sevdim. Geri çekilmem yakışmazdı seni sevmeme.

 

Tamamını okumak isteyenler için; Continue reading

Zaman Neden Çabuk Geçiyor ?

Dün nasıl geçti ?

Geçen hafta neler yaptınız ?

Geçen ay, geçen yıl neler yaptınız ? Peki ya heyecanla beklediğiniz karne günleriniz falan ? Şöyle dönüp bir bakınca her şey nasıl da olup bitivermiş, zaman ne kadar çabuk geçivermiş..

Son bir soru ile makalemize geçiş yapalım; bunca geçen zaman ne kadar faydalı, ne kadar faydasız olmuş size ve/veya dışarıya, mesela bir dikili ağacımız olmuş mu? 🙂

 


Cemal Sert ‘in kaleminden yazılan Zaman neden çabuk geçiyor? başlıklı makaleyi sizinle paylaşmak istedim;

(http://blog.corepany.com/zaman-neden-cabuk-geciyor/)

ZAMAN NEDEN ÇABUK GEÇİYOR

Herkesin dilinde aynı şey “Zaman su gibi akıp gidiyor”, “Bu hafta ne çabuk bitti”, “Daha dün gibi tatile gitmiştik”
zaman_neden-cabuk_geciyor_Time-running-out-of-Zaman tamamen algı ile alakalıdır. Göreceli bir kavramdır. Aynı ortamdaki olan insanlar için bile farklı hisler oluşturur. Kendi filmimizi çektiğimizi düşünelim bir filmin çekimleri aslında filmin uzunluğu ile aynımıdır ? Tabi ki hayır, film çekimleri içerisinde  gereksiz bulunan öğeler, beğenilmeyen kareler, planlanan sürenin üzerine çıktığı için filmden çıkarılan bölümler de vardır. Bunlar onlarca saat sürsede bunları derlenip toplandığında karşımıza sadece 2 saatlik bir film çıkar. Beynimiz de tam olarak bu şekilde çalışır. Önemli olduğunu hissettiği durumları kaydeder diğerlerini ise filmimizden çıkartır. Böylece arada eksik kalan karelerden dolayı biz filmi daha kısa gibi hissederiz.

Aynı zamanda beynimizi hareket algılayıcısı olan bir kameraya da benzetebiliriz. Hayatımızda hareket ve heyecan yoksa o kısımları kaydetmeyip hafızadan tasarruf sağlar.

Peki beyin bir şeyin önemli olup olmadığına nasıl karar vermekte ?

Continue reading

Nazım Hikmet Ran Yaşama Dair Şiiri & Vecihi HÜRKUŞ – Kardeş Payı Animasyon

Türkiye’deki popüler televizyon kanallarında nadiren de olsa samimi bir dizi ortaya çıkıyor ve bu ender dizilerde anlamlı mesajlar görebiliyoruz.. Bu duruma Kardeş Payı Dizisinden güzel bir örnek ve Vecihi HÜRKUŞ animasyonu seyrederken daha önce okumuş olduğum Nazım Hikmet Ran‘nın Yaşama Dair Şiiri ‘ni de paylaşacağım ilgi ve beğeni ile okuyacağınızı düşünüyorum.

Vecihi HÜRKUŞ – Kardeş Payı Animasyon

 

Nazım Hikmet Ran Yaşama Dair Şiiri

Nazım Hikmet Ran Yaşama Dair Şiiri

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

1948

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
“yaşadım” diyebilmen için…

Şubat 1948

 

 Vecihi HÜRKUŞ – HAYATI

Vecihi_Hur_Kus_Turk_Pilot

Vecihi Hürkuş Doğum:06 Ocak 1896 / İstanbul Ölüm :16 Temmuz 1969 (73 yaşında) / Ankara Bağlılığı:Osmanlı İmparatorluğu – Türkiye Cumhuriyeti Hizmet :1912-1925 Savaşları/Çatışmaları: Balkan Savaşları / I. Dünya Savaşı / Kurtuluş Savaşı Madalyaları: İstiklal Madalyası Ailesi Eşi: Hadiye Hürkuş

 

6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul’da doğdu. I. Dünya Savaşı’na katıldı. Yaralanınca İstanbul’a dönerek Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’ne girerek pilot olarak mezun oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü’nde Ruslara karşı harekata katılan Vecihi Bey, başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirmiştir. Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecidir.[1]Daha sonra Ruslara esir düşen Vecihi Bey, Hazar Denizi’nde bulunan Nargin Adası’ndan yüzerek İran üzerinden kaçmayı başarmış ve yurda dönerek 1918 yılı yaz başında Yeşilköy’de konuşlanmış bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü’nde görev almıştır.

Bu bölükte görevli iken bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Bey’in bu projesi Mondros Ateşkes Antlaşmasın’ın imzalanması ile yarım kalmıştır. Kurtuluş Savaşı’na katılan Vecihi Bey, özellikle İnönü ve Sakarya savaşı sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptığı gibi bir Yunan uçağını da indirmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan pilottur. İzmir (Gaziemir – Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi olur.

Vecihi Bey’e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez Takdirname verilmiştir. Üç takdirname verilen tek kişidir.

Savaştan sonra İzmir’de yeni tayyarecileri eğitmeye başlar. Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilir. Hizmeti karşılığı uçağa “VECİHİ” adı verilince, uçak inşa etmek düşünceleri canlanır. İzmir Seydiköy Hava Mektebi’nde -bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı- uçak yapımı projesine devam eder. 1923’te ganimet olarak Yunanlılardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder. 28 Ocak 1925’de “VECİHİ K-VI”adını verdiği uçağını uçurur. Ancak ödül yerine onu ceza beklemektedir. Vecihi Hürkuş’un ödül beklerken ceza almasının nedeni, havacılıktan anlayan kimsenin bulunmamasıydı. İzin verecek merci olmadığı için, izinsiz havalanmış, bu yüzden de cezalandırılmıştır.

Daha sonra askeri havacılıktan ayrılarak uçak tasarımı ve yapımı çalışmalarına devam etmiştir. Havacılığa gönül veren Tayyareci Vecihi Hürkuş da sadece Türk havacılık tarihinin değil, belki de tüm Türkiye tarihinin en ilginç simalarından birisiydi.

1930’da Kadıköy’de bir keresteci dükkânını kiralayarak, 3 ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı VECİHİ XIV’ü inşa etti. İlk uçuşunu 27 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Bu uçuştan sonra VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy’e, sonra Ankara’ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası için İktisat Bakanlığına başvurmuş, 14 Ekim 1930’da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almış. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla uçağı sökerek demiryollarından kiraladığı vagonla Çekoslovakya’ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Hürkuş, 6 Aralık 1930’da Prag’a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmi evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş. Her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.

Hürkuş 23 Nisan 1931’de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır. 25 Nisan 1931’de Çekoslovakya’dan uçarak Türkiye’ye gelmek için yola çıkıp 5 Mayıs 1931’de Türkiye’ye gelmiştir.

Vecihi Hürkuş, 1931 yılında, TTaC (Türk Tayyare Cemiyeti) yararına Türkiye turu yaptı. Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.

İkinci Tur (09.11.1931) : Ankara, Gölbaşı, Bağla, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.

1932’de Vecihi Sivil Tayyare Mektebi isimli ilk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu açmıştır. Okulda ilk Türk kadın pilotumuz Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy’de ilk sivil uçağımız VECİHİ XIV, ilk eğitim ve spor uçağımız VECİHİ XV, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı VECİHİ SK-X üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5000 TL vermiş, böylece 1933’te Vecihi Hürkuş tarafından NURİ BEY adı verilen VECİHİ XVI kabin uçağı yapılmıştır. Vecihi Bey zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin TEKEL idaresi’nin ve İŞ BANKASI’nın reklamlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları olmuştur.

1954 yılında ilk sivil havayolu şirketimiz Hürkuş Havayolları’nı kurmuştur.

Türk havacılık tarihinin en üretken ve girişimci kişilerinden olan Vecihi Hürkuş, Ankara’da 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi’nde vefat etmiştir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Vecihi_Hürkuş

Zeitgeist II 2 Addendum” Türkçe Ortak Zaman Ruhu Hakkında

Merhabalar,

Dün gece, bir ara kısım kısım seyretmiş olduğum bir belgeselin tek part hali geçti elime, ilgiyle seyrettim ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Zeistgeist, genellikle zamanin ruhu / ortak zaman ruhu olarak adlandırılan bir olgu, tanımını iste tr. wikipedia.org şu şekilde ele almış:

Zeitgeist, bir çağın düşünce ve duygu biçimidir. Bu kavram belirli bir dönemin özelliğini göstermekte, daha doğrusu bu özelliği gözümüzde canlandırmayı denemektedir. Almanca bir kelime olan Zeitgeist birçok dilde de aynen kullanılmaktadır.

İçeri oldukça geniş ve biraz sabır gösterdikten sonra neredeyse herkesin sıkılmadan seyredebileceği, üstelik tez canlı davranmadan anlamaya çalışarak yaklaştığı zaman; kendi aklına yatkın bir çok mantıklı fikir bulabileceği hatta etrafındakilerle paylaşmak isteyeceği türden ender bir belgesel..

 

Tür:  Belgesel, Araştırma, Fikir

Süre: 2 saat 4 dakika 3 saniye

İçerik: “Ben kimim?” sorusunu ele alarak kısa bir girişten sonra ekonomi, siyaset, savaşlar, ülkeler, gizli güçler, terör örgütleri, ABD ‘nin gerçek yüzleri, itirafçılar, aşk, yaşam, teknoloji gibi bir çok başlığı barındırıyor bünyesinde.

 İyi seyirler..

Askıda Ne Var ? Askıda Paylaşmak Var! Öğrencilere Yönelik Sosyal Sorumluluk Projesi

Herkese Merhaba Arkadaşlar,

Bugüne kadar Linux, CentOS, SSH, PHP, MySQL, HTML, CSS, Şiir, Tedaş vs. derken bir çok kategoride paylaşımlar yaptım yalnız bunların %90 ‘ı sadece belirli bir kesime hitap eden paylaşımlardı. Bu yazımda sizlerle paylaşmak istediğim çok daha önemli bir kitleye ve çok daha önemli bir konuya ve projeye değineceğim.

İnternette gezinirken az önce gördüğüm: tebessüm ve mutlulukla incelediğim bir sosyal sorumluluk projesi;

Askıda Ne Var?

Askıda Paylaşmak var!

Askıda Ne Var  Askıda Paylaşmak Var Öğrencilere Yönelik Sosyal Sorumluluk Projesi

Aslında bu projeyi anlatmak için kalemimin yeterli kalacağına hiç inanmıyorum bu sebeple; ben naçizane görüşlerimi paylaşıp sizi ilgili sayfaya yönlendirmek istiyorum.

Takvimler 2014 yılının sonuna yaklaştığımızı gösterirken, hala günümüz şartları ve koşullarının yeterli olmadığı bir Türkiye’de yaşıyoruz ve maalesef gençlere özellikle öğrencilere gereken önemin verilmediğini, bu önem verilse dahi ihtiyaç ve koşulların yetersizliği apaçık ortada. Dolayısı ile herkese çok daha fazla görev düşüyor. Siz de yardımcı olabileceğiniz ne varsa elinizi taşın altına koyabilirsiniz, unutmayın bu bir döngüdür!

En azından bu projeyi çevrenizdekilere duyurabilirsiniz.” diyerek bir de ilgili proje sayfasından “Amaç ve Yararları” alıntı yaparak sunalım;

“Amacımız ve Yararları

Türkiye’deki kriz ortamında maddi gelirleri olmayan ve ailelerinin desteğiyle öğrenim hayatına devam eden üniversite öğrencilerine ücretsiz yemek imkânı sunulmasıdır. Öğrencilere yardım etmek isteyen kişi ve kurumların kolayca yardımlarını aktarabilecekleri bir sistemdir. Toplumun unutulmuş gelenek ve göreneklerinin tekrar hatırlanmasını sağlamak, toplumun vicdani değerleri ile üniversite öğrencilerine küçük bir katkıda bulunmaktır.

  • Günümüzde birçok sosyal yardımlaşma grubu temel ihtiyaçları sahiplerine ulaştırmaya çalıştırmaktadır. Karışık organizasyon yapıları, yeterli şeffaflık ve bilinirlik taşımadığından sosyal yardımlaşma boyutunda yeni bir model gerekliliği ortaya çıkmıştır.
  • Eski bir ananeyi yaşatmak toplumun tarih ile olan köklerini güçlendirecektir.
  • Bu organizasyonlar toplum içerisinde farklı gruplar arası müşterekler oluşturmaktadır.
  • Farklı gelir seviyelerinin birbirinden haberdar olmasını sağlamaktadır.
  • Sosyal sorumluluk sahibi kişi ve kurumların diledikleri yardımları kolaylıkla yapmasını sağlamaktadır.
  • Örnek bir medeniyetin gelişimine katkı sağlamaktadır
  • Gelecek nesillere paylaşımcı bir karakter aşılayacaktır.
  • Kurumlar ve kişiler üzerlerine düşen sosyal sorumluluklarını gerçekleştirmiş olacaktır.
  • Hibeyi yapan kurum ya da kişinin sosyal sorumluluğu diğer kurum ya da kişilere örnek olacaktır.”

 

Proje sayfasına yan taraftaki bağlantı adresine tıklayarak ulaşabilirsiniz: http://www.askidanevar.com/

 

Öğrenci

Doğruluk ve İyilik Üzerine – Yusuf Has Hacib Kutadgu Bilig

Doğruluk ve İyilik Üzerine (Kutadgu Bilig’den)

Biz inanır ve biliriz ki asl’ olan iki esas vardır, doğruluk ve iyilik.. Bunları esas alan günümüz büyükleri de aktarır ki

“İyiler olmasa, güneş doğmaz..”

İnternette rastgele makaleler okurken candanlevent.blogspot.com.tr/2010/07/dogruluk-ve-iyilik-uzerine-kutadgu.html adresine denk geldim ve burada yazan Doğruluk ve İyilik Üzerine (Kutadgu Bilig’den) makalesini beğenerek okudum ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Kendisi de Yusuf Has Hacib’ in Kutadgu Bilig (Mutluluk Kitabı) eserini okurken bu bölümü bizlerle paylaşmak istemiş kendisine buradan da teşekkür ediyoruz.
..ve peşinen selam salıyoruz;
Selam olsun: Doğruya, İyiye-Güzele, Doğuya-Batıya, Taşa – Toprağa, Kanayan Yaraya, Öten Kuşa, Doğan Güneş’e, Parıldayan Ay’a.. Selam olsun bu ve öteki dünyadaki h/er canlı ve cansıza..
__________________________________________
İşte o güzel makale;
Merhaba. Bu aralar okuduğum Yusuf Has Hacib’ in Kutadgu Bilig (Mutluluk Kitabı) adlı eserinden kısa bir bölüm aktarmak istedim. Herşeyiyle mükemmel yazılmış bir kitap herkesin okumasını gönülden tavsiye ediyorum. Elimdeki eser Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarından çıkmış ve günümüz Tükçesi ile sadeleştirilmiştir. Aktardığım konuşma kısmı iki kişi arasında geçiyor. Hükümdar Gündoğdu (Adalet ve Devleti temsil ediyor) ve Vezir yani başbakan (Mutluluğu temsil ediyor). Doğruluk ve İyilik üzerine kısmıdan…

Doğruluk ve İyilik Üzerine – Kutadgu Bilig

Hükümdar Gündoğdu:
– Doğru insan söylediği ile düşündüğü bir olandır. Onun dışı nasılsa içi de öyledir. Doğru insan böyle olur. İnsan gönlünü çıkarıp avucuna alarak utanmadan dolaşabilmelidir. Kut (Kutluluk, ikbal) sahibi olabilmek için insana doğruluk gerekir. İnsanlık, doğruluğun adıdır. İnsan az değil, insanlık azdır, doğruluk azdır. Buna benzer sözü de şair söylemiş:

“Yeryüzünde dolaşan insan pek çoktur. Fakat benim için değeri olan doğru, dürüst ve güvenilir insandır. İnsan nadir değil, insanlık nadirdir.”

 

Akıllı olan kişi, doğru ve dürüst kişileri takdir eder.

Aydoldu (Mutluluk):
– Kutlu Hükümdar, şimdi bana şu sözün sırrını çözüver. Bu iyi insanlar, bir gün kötü olabilir mi? Kötü insan da bir gün iyilik yoluna girebilir mi?
Hükümdar Gündoğdu:
– İyi insan iki türlüdür. Bunlardan birisi doğunca iyilik yolunu tutar. Anadan doğma iyi olur. Böyle bir insan çok doğru ve dürüst bir hayat sürer.
Diğeri de ödünç (taklit) iyi olur. Kötüye uyarsa kötü, iyiye uyarsa iyi olur.
Kötü insan da iki türlü olur ki bunların ikisini de denk tutup aynı derecede kötü saymamak gerekir. Bunlardan birisi doğuştan, diğeri de taklit yoluyla kötü olur. Bu sonuncusunun arkadaşı iyi olsaydı, o da iyi yola giderdi.
Doğuştan iyi olandan daima iyilik gelir. Bütün insanlar ondan yararlanır.Doğası kötü olanın kurtuluşu yoktur. Artık o, dünyanın belası, halkın felaketidir. Türkçe de buna benzer bir atasözü vardır. Şimdi onu iyi dinle, ne demek istedğini iyi anla ve kendine uygula.

 

“İyilik ana sütü ile girerse, ölüm yakalayana kadar iyilikten, doğruluktan ayrılamaz. Yaratılışla birlikte var olan iyi huyları, erdemleri ancak ölüm bozabilir. Ana karnında edinilen huylar, insanı ancak toprak altında terk eder.”

 

Kişi dostunun yolundadır. O halde sizden her biriniz dost edineceği kimseye dikkat etsin. Hadis / Buhari
İyi ve kötü olmanın sebeplerinden birisi, yakın arkadaşlık kurmakla edinilen izlerdir. Eğer iyi kendisine kötü arkadaş edinirse, onun da huyu kötününki gibi olur.Kötü de iyi ile ilişki kurarsa bütün iyiliklere bir kaynak bulmuş olur.
Yöneticisi iyi olan halk tamamen doğru, iyi ve güzel hareketlere sahip olur. Bunlar iyi kişileri kendilerine yakın tutarsa, kötülerde kendilerini iyiliğe yöneltirler. Yöneticilerin etrafını çeviren yakınları, danışmanları, memurları kötü olursa ülke tamamen kötülerin eline geçer. Kötüler başıboş olursa iyiler kaybolur. İyiler ülkeye sahip olursa kötüler ortadan çekilir. Bir şans eseri olarak yöneticiler iyi olursa şüphesiz halkı da iyi olacaktır. Onlar kötü olmazsa, kötüler yüz bulamazlar. Beyler beyi ne iyi yasa koymuş: “Kötüler için en iyi çare, cezadır.”
Devler başkanı iyi olursa, onun bütün memurları da iyi olur. Eğer bu beylerin özleri iyi olursa halkı zenginleşir, dünya düzelir.
Vezir Aydoldu (Mutluluk):
– Aklım yattı. Sayın Hükümdar, bu sözleri doğru buyurdu. İyiyi insan iyi olarak bilir, yararlı olduğu için yapılmasını ister. Onu bütün insanlar sever, diler, arzular. Fakat isteyenler onu nasıl elde ederler?
Hükümdar Gündoğdu:
-İyi daima seçkindir. Seçkin olan şeyi daima seçkin olanlar ister. Hangi şey seçkin, az bulunur ve değerli ise onu yapmak çok güç şeydir. Kötülük ucuz (değersiz) iştir. Onu yapan da değersizdir. Kötü iş değersiz olduğundan daima kötü kalacaktır. Hangi şey ucuz ise ayak altında kalır. Kıymetli kumaşlar, kıymetinden dolayı baş köşede yer alır.
İyi işler yokuş tırmanmak gibidir, zordur. Kötü işler iniş inmek gibidir, kolay elde edilir.
Vezir Aydoldu (Mutluluk):
– Ey ikbal sahibi hükümdar, iyi bunca şöhret kazanmıştır. Onda insanların bulabileceği bir kusur var mı? Akıllı bu kusuru sezebilir, bulabilir mi?
Hükümdar Gündoğdu:
– İyi sürekli övülür. Kötüler onda şu kusurları bulurlar: İnsan, insanlar arasında yaşar. İnsanlar bir arada yaşarlar. Kötüler olmasa, iyiler yapacak iş bulamazlar. Bu çatışmada basıncak (yenik) kaldıkları için iyinin güneşine gölge olmak isterler. Kim iyilik dilerse, iyilik eder. Yenilgiye veya çatışmaya bakmaz. Kim sadece bugünlük sevinç (rahat olmak) dilerse, o kötülük yapmış olur. yarın sıkıntı çeker. Bugün rahat olmayı düşünen yarın sıkıntıya düşer. İyilik dileyen bir kişi bak ne diyor?

“Hep iyilik et. İyiliği kendine eş, arkadaş edin.”

İyiliğin sana bugün zararı yoktur. Şuna inan, mutlaka yarın bugünün yararını görürsün. Bugün kötülük iyi görünse de, şuna inan ki yarın, orada bu kötülüğün sıkıntısını çekersin.

“İyilik sağda, kötülük soldadır. Solda tamu (cehennem) sağda uçmak (cennet) vardır.”

Kötü bugün için ne kadar huzur içinde olursa olsun, yarın pişmanlıkla azap çeker. İyi kişi ne kadar iftiraya uğrayıp mağdur olarak incinirse incinsin, yarın pişmanlıkdeğil , mutlak huzur bulur.

Ey Aydoldu (Mutluluk), sen şunu kesin olarak bil: Dünyada iyi bir ad bırakarak ölürsem, pişman olmam.
Doğru insanların sözü, değerli sözlerin temeli olmuştur. İşte bu doğru insanlardan birisi ne güzle demiş:

“Ey iyi, seni kötüler ne kadar çok yererse yersin, ben sebi arzu ile ararım. Söyle bana, ey iyi, sana kim doyabilir? Beri gel, ben şimdi sana açım. İyi insan ne kadar düşkün olursa olsun, ben o iyinin arkadaşı olmaya razıyım. Beylik, kötülükle birlikte gelecekse, bana böyle bir beylik gerekmez. Al, senin olsun.”

Ey ulular ulusu, odunluk (küstahlık), kabalık, aksilik, hep kötü kişilerin davranışıdır. Bela, mihnet, eziyet, pişmanlık ve üzüntü hep kötülüğün karşılığıdır.

İyi insanı, nasıl sevmeyeyim, iyi işi nasıl övmeyeyim? Akılık (cömertlik)ın, insanlığın, fayda ve iyiliğin hep iyi insandan geldiği meydandadır. İyi insan, dostun en iyisi; iyi iş de, işlerin en iyisidir. Dostun iyi olunca ne dilersen dile. Yol alabilmen için yoldaşın iyi olmalıdır. İyiliğin yanıtı, huzur, arzu, nimet, emniyet, rahat ve sevinçtir. Ey Aydoldu, senin soruna benim cavabım bunlardan ibarettir.
Aydoldu, ayağı kalktı, hürmet gösterdi:
– Ey kut ve iyi töre sahibi, dünya egemenliğini elde ettin. Ömrün uzun olsun. Huzur ve iyilik içinde başın esen kalsın. Beyliğin, büyüklüğün, rahatın bozulmasın. Sevincin derilsin gelsin…