Doğruluk ve İyilik Üzerine – Yusuf Has Hacib Kutadgu Bilig

Doğruluk ve İyilik Üzerine (Kutadgu Bilig’den)

Biz inanır ve biliriz ki asl’ olan iki esas vardır, doğruluk ve iyilik.. Bunları esas alan günümüz büyükleri de aktarır ki

“İyiler olmasa, güneş doğmaz..”

İnternette rastgele makaleler okurken candanlevent.blogspot.com.tr/2010/07/dogruluk-ve-iyilik-uzerine-kutadgu.html adresine denk geldim ve burada yazan Doğruluk ve İyilik Üzerine (Kutadgu Bilig’den) makalesini beğenerek okudum ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Kendisi de Yusuf Has Hacib’ in Kutadgu Bilig (Mutluluk Kitabı) eserini okurken bu bölümü bizlerle paylaşmak istemiş kendisine buradan da teşekkür ediyoruz.
..ve peşinen selam salıyoruz;
Selam olsun: Doğruya, İyiye-Güzele, Doğuya-Batıya, Taşa – Toprağa, Kanayan Yaraya, Öten Kuşa, Doğan Güneş’e, Parıldayan Ay’a.. Selam olsun bu ve öteki dünyadaki h/er canlı ve cansıza..
__________________________________________
İşte o güzel makale;
Merhaba. Bu aralar okuduğum Yusuf Has Hacib’ in Kutadgu Bilig (Mutluluk Kitabı) adlı eserinden kısa bir bölüm aktarmak istedim. Herşeyiyle mükemmel yazılmış bir kitap herkesin okumasını gönülden tavsiye ediyorum. Elimdeki eser Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarından çıkmış ve günümüz Tükçesi ile sadeleştirilmiştir. Aktardığım konuşma kısmı iki kişi arasında geçiyor. Hükümdar Gündoğdu (Adalet ve Devleti temsil ediyor) ve Vezir yani başbakan (Mutluluğu temsil ediyor). Doğruluk ve İyilik üzerine kısmıdan…

Doğruluk ve İyilik Üzerine – Kutadgu Bilig

Hükümdar Gündoğdu:
– Doğru insan söylediği ile düşündüğü bir olandır. Onun dışı nasılsa içi de öyledir. Doğru insan böyle olur. İnsan gönlünü çıkarıp avucuna alarak utanmadan dolaşabilmelidir. Kut (Kutluluk, ikbal) sahibi olabilmek için insana doğruluk gerekir. İnsanlık, doğruluğun adıdır. İnsan az değil, insanlık azdır, doğruluk azdır. Buna benzer sözü de şair söylemiş:

“Yeryüzünde dolaşan insan pek çoktur. Fakat benim için değeri olan doğru, dürüst ve güvenilir insandır. İnsan nadir değil, insanlık nadirdir.”

 

Akıllı olan kişi, doğru ve dürüst kişileri takdir eder.

Aydoldu (Mutluluk):
– Kutlu Hükümdar, şimdi bana şu sözün sırrını çözüver. Bu iyi insanlar, bir gün kötü olabilir mi? Kötü insan da bir gün iyilik yoluna girebilir mi?
Hükümdar Gündoğdu:
– İyi insan iki türlüdür. Bunlardan birisi doğunca iyilik yolunu tutar. Anadan doğma iyi olur. Böyle bir insan çok doğru ve dürüst bir hayat sürer.
Diğeri de ödünç (taklit) iyi olur. Kötüye uyarsa kötü, iyiye uyarsa iyi olur.
Kötü insan da iki türlü olur ki bunların ikisini de denk tutup aynı derecede kötü saymamak gerekir. Bunlardan birisi doğuştan, diğeri de taklit yoluyla kötü olur. Bu sonuncusunun arkadaşı iyi olsaydı, o da iyi yola giderdi.
Doğuştan iyi olandan daima iyilik gelir. Bütün insanlar ondan yararlanır.Doğası kötü olanın kurtuluşu yoktur. Artık o, dünyanın belası, halkın felaketidir. Türkçe de buna benzer bir atasözü vardır. Şimdi onu iyi dinle, ne demek istedğini iyi anla ve kendine uygula.

 

“İyilik ana sütü ile girerse, ölüm yakalayana kadar iyilikten, doğruluktan ayrılamaz. Yaratılışla birlikte var olan iyi huyları, erdemleri ancak ölüm bozabilir. Ana karnında edinilen huylar, insanı ancak toprak altında terk eder.”

 

Kişi dostunun yolundadır. O halde sizden her biriniz dost edineceği kimseye dikkat etsin. Hadis / Buhari
İyi ve kötü olmanın sebeplerinden birisi, yakın arkadaşlık kurmakla edinilen izlerdir. Eğer iyi kendisine kötü arkadaş edinirse, onun da huyu kötününki gibi olur.Kötü de iyi ile ilişki kurarsa bütün iyiliklere bir kaynak bulmuş olur.
Yöneticisi iyi olan halk tamamen doğru, iyi ve güzel hareketlere sahip olur. Bunlar iyi kişileri kendilerine yakın tutarsa, kötülerde kendilerini iyiliğe yöneltirler. Yöneticilerin etrafını çeviren yakınları, danışmanları, memurları kötü olursa ülke tamamen kötülerin eline geçer. Kötüler başıboş olursa iyiler kaybolur. İyiler ülkeye sahip olursa kötüler ortadan çekilir. Bir şans eseri olarak yöneticiler iyi olursa şüphesiz halkı da iyi olacaktır. Onlar kötü olmazsa, kötüler yüz bulamazlar. Beyler beyi ne iyi yasa koymuş: “Kötüler için en iyi çare, cezadır.”
Devler başkanı iyi olursa, onun bütün memurları da iyi olur. Eğer bu beylerin özleri iyi olursa halkı zenginleşir, dünya düzelir.
Vezir Aydoldu (Mutluluk):
– Aklım yattı. Sayın Hükümdar, bu sözleri doğru buyurdu. İyiyi insan iyi olarak bilir, yararlı olduğu için yapılmasını ister. Onu bütün insanlar sever, diler, arzular. Fakat isteyenler onu nasıl elde ederler?
Hükümdar Gündoğdu:
-İyi daima seçkindir. Seçkin olan şeyi daima seçkin olanlar ister. Hangi şey seçkin, az bulunur ve değerli ise onu yapmak çok güç şeydir. Kötülük ucuz (değersiz) iştir. Onu yapan da değersizdir. Kötü iş değersiz olduğundan daima kötü kalacaktır. Hangi şey ucuz ise ayak altında kalır. Kıymetli kumaşlar, kıymetinden dolayı baş köşede yer alır.
İyi işler yokuş tırmanmak gibidir, zordur. Kötü işler iniş inmek gibidir, kolay elde edilir.
Vezir Aydoldu (Mutluluk):
– Ey ikbal sahibi hükümdar, iyi bunca şöhret kazanmıştır. Onda insanların bulabileceği bir kusur var mı? Akıllı bu kusuru sezebilir, bulabilir mi?
Hükümdar Gündoğdu:
– İyi sürekli övülür. Kötüler onda şu kusurları bulurlar: İnsan, insanlar arasında yaşar. İnsanlar bir arada yaşarlar. Kötüler olmasa, iyiler yapacak iş bulamazlar. Bu çatışmada basıncak (yenik) kaldıkları için iyinin güneşine gölge olmak isterler. Kim iyilik dilerse, iyilik eder. Yenilgiye veya çatışmaya bakmaz. Kim sadece bugünlük sevinç (rahat olmak) dilerse, o kötülük yapmış olur. yarın sıkıntı çeker. Bugün rahat olmayı düşünen yarın sıkıntıya düşer. İyilik dileyen bir kişi bak ne diyor?

“Hep iyilik et. İyiliği kendine eş, arkadaş edin.”

İyiliğin sana bugün zararı yoktur. Şuna inan, mutlaka yarın bugünün yararını görürsün. Bugün kötülük iyi görünse de, şuna inan ki yarın, orada bu kötülüğün sıkıntısını çekersin.

“İyilik sağda, kötülük soldadır. Solda tamu (cehennem) sağda uçmak (cennet) vardır.”

Kötü bugün için ne kadar huzur içinde olursa olsun, yarın pişmanlıkla azap çeker. İyi kişi ne kadar iftiraya uğrayıp mağdur olarak incinirse incinsin, yarın pişmanlıkdeğil , mutlak huzur bulur.

Ey Aydoldu (Mutluluk), sen şunu kesin olarak bil: Dünyada iyi bir ad bırakarak ölürsem, pişman olmam.
Doğru insanların sözü, değerli sözlerin temeli olmuştur. İşte bu doğru insanlardan birisi ne güzle demiş:

“Ey iyi, seni kötüler ne kadar çok yererse yersin, ben sebi arzu ile ararım. Söyle bana, ey iyi, sana kim doyabilir? Beri gel, ben şimdi sana açım. İyi insan ne kadar düşkün olursa olsun, ben o iyinin arkadaşı olmaya razıyım. Beylik, kötülükle birlikte gelecekse, bana böyle bir beylik gerekmez. Al, senin olsun.”

Ey ulular ulusu, odunluk (küstahlık), kabalık, aksilik, hep kötü kişilerin davranışıdır. Bela, mihnet, eziyet, pişmanlık ve üzüntü hep kötülüğün karşılığıdır.

İyi insanı, nasıl sevmeyeyim, iyi işi nasıl övmeyeyim? Akılık (cömertlik)ın, insanlığın, fayda ve iyiliğin hep iyi insandan geldiği meydandadır. İyi insan, dostun en iyisi; iyi iş de, işlerin en iyisidir. Dostun iyi olunca ne dilersen dile. Yol alabilmen için yoldaşın iyi olmalıdır. İyiliğin yanıtı, huzur, arzu, nimet, emniyet, rahat ve sevinçtir. Ey Aydoldu, senin soruna benim cavabım bunlardan ibarettir.
Aydoldu, ayağı kalktı, hürmet gösterdi:
– Ey kut ve iyi töre sahibi, dünya egemenliğini elde ettin. Ömrün uzun olsun. Huzur ve iyilik içinde başın esen kalsın. Beyliğin, büyüklüğün, rahatın bozulmasın. Sevincin derilsin gelsin…

Şehr-i İstanbul, Feth-i İstanbul, Müjde-i İstanbul – 29 Mayıs 1453

Şehr-i İstanbul.. Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan düğüm.. Yıllarca ve defalarca kuşatılan ama elde edilemeyen, müjdelenen şehir, İstanbul..

İlk Kuşatma

Müslümanlar tarafından ilk olarak Hz. Muhammed (s.a.v)‘i Hicret  döneminde evinde misafir eden sahabe Ebu Eyyûb el-Ensarî‘nin de bulunduğu İslam ordusu tarafından 668-669 yıllarında kuşatılmış ama sadece kuşatılmış olarak kalmıştır.

İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu kumandan ve askeri ne mutlu askerdir. Hz. Muhammed (s.a.v)

 (Hicret, Müslümanların 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesidir)

Diğer Kuşatmalar

Daha sonra birçok farklı kuşatmaya sahne olan İstanbul, 1204 yılında Haçlılar tarafından kuşatılmış ve 1261 yılına dek Latin İmparatorluğu himayesinde kalmıştır.    Osmanlılar tarafından ilk olarak Yıldırım Beyezid döneminde kuşatılmıştır 1390 yılında ise yapılan bu kuşatma başarısız olmuş, Ankara Muharebesi’ne dek şehir aralıklarla abluka altında tutulmuştur.

II. Mehmed’in Tahta Geçişi

II. Mehmed’in tahta geçtiği dönemde Anadolu’da Ankara Savaşı ile dağılan siyasi birlik toparlanmış, Rumeli’de fetih çalışmaları yeniden başlamıştı.  II. Mehmed, İstanbul‘u ele geçirmek için öncelikle deniz yardımının kesilmesi gerektiğini düşünmekteydi. Bu gerekçe ile büyük dedesi Yıldırım Bayezid‘in yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı‘nın karşısında Rumeli Hisarı‘nı yaptırdı. Hisarın yapımında ise yaklaşık 300 usta, 750 işçi, 200 arabacı, kayıkçı, nakliyeci ve diğer tayfa çalışmıştır. İstanbul’u kuşatacak ordunun arkasını korumak amacı ile Avrupa‘da birçok stratejik noktaya birlikler gönderildi. Mora Yarımadası kuşatıldı. İstanbul’un yüksek ve kalın surlarını yıkmak amacı ile Edirne‘de, devrin önemli mühendisleri Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılar‘a sığınan Macar Urban‘a toplar döktürüldü. Edirne ve İstanbul arasındaki yol düzenlendi ve topların geçebileceği kaliteye yükseltildi. II. Mehmed‘in tasarlamış olduğu aşırtma gülleleri, günümüz ismi ile havan topları yapıldı.

Doğu Roma’ya Savaş İlanı:

1452 yılında II. MehmedBizans İmparatorluğu‘na savaş ilan etti. 28 Haziran 1452’de Rumeli Hisarı‘ndan 50.000 kişilik ordu ile hareket etti. İstanbul Surları karşısında çadırlar kuruldu. 31 Ağustos’a kadar ordu İstanbul’da kaldı. Ancak 31 Ağustos’ta Edirne‘ye gidildi.

Şahi Topları:

Edirne’de eski Bizans esiri olan Macar asıllı Urban ve diğer Osmanlı top dökümcüleri Şahi toplarını icat etti.

Kuşatma Süreci:

II. Mehmet hazırlıklarını tamamladıktan sonra Bizans kralına elçi göndererek şehrin teslim edilmesini istedi. Red cevabı üzerine 6 Nisan 1453 tarihinde İstanbul kuşatmasına başlandı. Osmanlı Ordusu kenti karadan ve denizden kuşatma altına aldı.Osmanlı Ordusu surlarda gedikler açtıkça Bizanslılar surları yeniliyor, Türklerin şehre girişine izin vermiyordu. Osmanlı Donanmasının da Bizans’a yardıma gelen Ceneviz ve Venedik gemilerine engel olamaması savaşın seyrini değiştirmeye başladı. Haliç ile Karaköy arasına çekilen zincirden ötürü Osmanlı donanmasının Haliç’e girememesi savaşın seyrini Osmanlı aleyhine çeviriyordu. Bu gelişmeleri üzerine Fatih Sultan Mehmet 21 Nisan’ı 22 Nisan’a bağlayan gece 72 parça kadırganın karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi emrini verdi. Dolmabahçe üzerinden Haliç’e indirilen gemilerle savaşın seyri değişmeye başladı.

Gemilerin Karadan Haliç’e İndirilmesi

Istanbul-Kusatmasi

Fausto Zonaro’nun “Osmanlı Donanması’nın Haliç’e indirilmesi” adlı tablosu. Günümüzde Dolmabahçe Sarayı’nda sergilenmektedir.

II. Mehmed, donanmanın karadan yürütülüp Haliç’e indirilebileceğini belirtti. Birçok vezir ve paşa bu duruma tepki gösterdi. Sultan görüşlere tepki göstererek:

Biz Peygamber müjdesini gerçekleştirmeye geldik. Biz Sultan Murad Han oğlu Mehmed Han’ız. Allah’ın izni ve yardımı ile imkansızı mümkün yaparız. Davranın, amele bulun, usta bulun! Dolmabahçe’den Beyoğlu sırtlarına doğru geniş bir yol açın. Yol boyunca kızakları döşeyin. Cenevizliler’den yağ alıp kızakları yağlayın. Amma çok gizli tutun. Bizans bu durumu fark etmemeli.

dedi.

Dolmabahçe’den Beyoğlu sırtlarına uzanan bir yol yapıldı. Kızaklar döşenip, yağlandı. Gemilerin altına konacak arabalar hazırlandı. Çok sayıda manda ve öküz sağlandı. Cenevizli casuslar ise yoğun çalışmayı görüyor, ama kestiremiyorlardı. Bu sırada Molla Gürani, yanında talebeleriyle geldi. Molla Gürani, fethin Sultan Mehmet’e gerçekleşeceğini belirterek:

Hünkarım, fetih size nasip olacaktır. Sakın vazgeçmeyin. Müritlerimle geldim. Kefenlerimiz boynumuzdadır. Ölene kadar fetih yolunda yürümeye andımız var.

dedi.

Bizans Elçileriyle Görüşme:

II. Mehmed’e Bizans İmparatoru tarafından elçiler gönderildi. İmparator teklifte bulunarak:

Kuşatma kaldırılırsa padişahın istediği kadar vergi vermeye hazırım. İstanbul surlarına kadar olan bütün topraklar da kendilerinin olsun. Ayrıca şehrin güvenliğinden sorumlu, padişah tarafından tayinine hazırım.

dedi. Ancak Sultan bu teklifi kabul etmeyerek:

Efendinize söyleyin, direnmeyi bırakıp şehri teslim etsin. Bunu yaparsa Mora’nın hakimiyetini kendisine ihsan edeceğiz. Razı olmazsa şehre zorla gireceğiz! Biz Sultan Murad Han oğlu Mehmed Han olarak peygamber müjdesi peşindeyiz. 

dedi

II. Mehmed ki, Fatih Sultan Mehmed! Osmanlı Donanması‘nın Haliç‘e indirilmesi ile birlikte savaşın seyri Osmanlılara döndü. İstanbul’a 19 Nisan, 6 Mayıs ve 12 Mayıs’ta büyük hücumlar düzenlendi fakat şehir ele geçirilmedi. Kuşatma oldukça uzun sürmüş, Osmanlı askerleri moral ve fizikî açıdan kötü duruma düşmüştü. Bu gelişmeler üzerine II. Mehmed, 29 Mayıs’ta büyük taaruz için emir verdi. 29 Mayıs’ta günün ilk ışıkları ile başlayan taaruz sonucu, Ulubatlı Hasan‘ın Bizans surlarına çıkarak Osmanlı sancağını dikmesi ile Osmanlı ordusu moral kazandı ve savaşa topyekün karşılık verdi. Açılan gediklerin kapatılamaması ve Osmanlı ordusunun topyekün saldırısı karşısında İstanbul, 29 Mayıs 1453 Salı günü II. Mehmed‘in önderliğindeki Osmanlı birliklerine teslim oldu. İstanbul’un alınması ile birlikte topların deldiği surlardan içeri giren II. Mehmed, halkın sevgi gösterisi ile karşılandı. Bu fetihten sonra II. MehmedFatih unvanını aldı ve Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başladı.

29 Mayıs sabahı, namazını kıldıktan sonra atına binen II. Mehmed, maiyetiyle birlikte ön safa geldi. Verilen emirle toplar ateşlendi. Osmanlı Ordusu hücuma başladı. Lağımcılar kaleyi patlatmaya çalışırken, Bizans askeri de kaynar katranları surların üzerinden Osmanlı askerlerine döküyordu. Padişah ise Topkapı önlerinde demir topuz ile savaşıyordu. Bu sırada Giovanni Giustiniani ağır yaralandı. Konstantin’den tedavi için izin istediği zaman Konstantin:

Yaranız ağır değildir; bununla beraber, buradan nasıl çıkacaksınız? diye sordu. Giovanni ise:

Cenab-ı Hakk’ın Türklere açmış olduğu yolu takip edeceğim. dedi. Ardından da Galata’ya sığındı ve orada öldü.

700 kişilik birliğiyle gelen Giovanni, bölgeyi terk edince Bizans ordusu iyice bozulmaya başladı. Ulubatlı Hasan adlı bir yeniçeri ise 30 arkadaşı ile kaleye tırmanıyordu. Bizanslılar sekizini ok ve top atışlarıyla vurmuş olsalar da 22 kişi surlara tırmandı ama kısa sürede ok ve top atışlarında yaralandı. Ulubatlı Hasan ise sancağı kaleye dikti. Ancak ok darbeleri ve açılan ateşlerle orada vefat etti. Söylediği son söz ise:

Allah’ım bu sancağı buradan indirme! idi.

Bir Yeniçeri müfrezesi Ulubatlı Hasan’ın naaşını II. Mehmed’in huzuruna getirir. Padişah, cenazeyi gözlerinden öperek:

Eğer Sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim! demiştir.

Ey Konstantiniye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım! 
II.Mehmed

İmparator öldü! İmparatorun ölümü ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Aynı zamanda veliahtlardan Kantakuzen de ölmüştü. Şehzade Orhan ise intihar etmişti. Bu sırada II. Mehmed, Topkapı’dan şehre girdi. Böylece şehir fethedildi. II. Mehmed, Fatih ünvanını aldı. Bu sırada Giritli askerler bahçede halen çatışma içindeydi. Fatih bunları görünce, silahlarıyla beraber Girit’e dönmelerine izin vermiştir. Daha sonra Bizans Patriği’ni telkin ederek:

Ben Sultan Mehmed, sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bugünden itibaren ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız. 

dedi ve sancağı burçlarda gördüğüne sevinerek:

Aciz, fakir kulun Mehmed’e bu günleri gösterdiğin için sana şükürler olsun Rabbim!  dedi.

Konstantinopolis halkının bir kısmı ise hala umutluydu. Çünkü Çemberlitaş Sütunu inançlarına göre Türklerin şehre girmesini önleyecekti. Ancak Çemberlitaş da geçildi ve Ayasofya’ya varıldı. Fatih Sultan Mehmed Ayasofya’nın camiye çevrilmesi emrini verdi.

Hiç kimsenin yaşamına, inancına karışılmamış ve herkesin rahatça ibadetine de izin verilmiştir..

Sosyal Medya Bağımlılığı/Zararları

Sosyal medya denildiğinde, dünya çapında yapılan araştırmalarda – kullanım oranlarında – Türkiye’nin ilk beşte olduğunu (haftada 8.6saat) olduğunu biliyor muydunuz?

Genç nüfusun ağırlıklı olarak tercih ettiği bu platformlarda, haddinden fazla vakit harcadığını(zı) nasıl bulabiliriz sorusuna gelin birlikte yanıt arayalım.

1. Verimli bir sebep için (iş, ödev, araştırma vb. gibi) internete giriyorum, ancak kendimi bir anda sosyal medya platformlarında buluyorum (diyenlerden misiniz ?)

Bilgisayar başına oturduğunuzda veya akıllı cihazlarınızı kullanmaya başlarken ulvi bir amaç gibi görünen iş, ödev, araştırma gibi kavramları hedeflediğinizi, sonrasında aradan geçen zaman diliminde sosyal ağlardaki akışları incelemeye başlayanlardansanız, biraz odaklanma biraz da kolaya kaçma huyunuz var demektir.

iş-ve-sosyal-medya-bagiFacebook-is-a-drug5

2. Akıllı cihazlarınızı gerçekten “akıllı uygulamalarla” hayatınızı kolaylaştırmak için mi yoksa sosyal ağlarda vakit geçirmek için mi kullanıyorsunuz?

Akıllı telefonlar, tabletler, televizyonlar derken, temelde verimliliğimizi arttırması hedeflenen bu cihazlarda harcadığımız vaktin çoğunu sosyal platformlarda geçiriyoruz. Belki de hazırlanması gereken raporlar dururken, sosyal ağların merak uyandıran dünyası bu tercihi yapmanıza neden oluyor.

3. Herhangi bir bildirim olmamasına rağmen, sosyal ağ hesaplarınızı sürekli kontrol etme isteğiniz mi var?

Genelde kullanıcılar oluşan herhangi bir güncellemeden çeşitli bildirim yöntemleri ile haberdar oluyorlar (Ör. E-posta, anlık bildirim vb. gibi.) Ancak yine son dönemde üye olunan toplulukları devamlı olarak kontrol etme durumu da yaygın şekilde gözlemleniyor. 30 dk. İçerisinde defalarca kez Facebook, Twitter akışlarınıza bakıyorsanız, belki de habersiz kalma, gündemi kaçırma içgüdüsü ile hareket ediyor olabilirsiniz.

 4. Zamanında üye olup sonradan şifresini bile unuttuğunuz kaç tane sosyal ağ hesabınız var?

Her yeni çıkan servise üye olup, bunların toplu halde takibini yapmak ciddi emek ve zaman gerektiriyor. Dijitalleşen toplumda günlük alışverişten, özel günlerin kutlanmasına kadar binlerce amacı yerine getiren sosyal ağ mevcut durumda…  Tüm bu hizmetlere takip edip, kullanmak neredeyse imkansız, lakin siz hala ısrarla deneyenlerdenseniz,bağımlılık yolunda büyük bir aşama kaydettiniz diyebiliriz.

5. Sabah uyanır uyanmaz ya da gece yatmadan önce aklınıza sosyal medya hesaplarınızı kontrol etmek mi geliyor?

Lütfen bu soruya samimi olarak yanıt verin… Cevabınız EVET ise kendinizi kandırmayın, bağımlılık seviyeniz hiçte azımsanmayacak boyutlarda…

6. Arkadaşlarınızla birlikte iken dahi gerçek sohbet yerine sanal sosyalleşmeyi mi tercih ediyorsunuz?

Belki hepimiz bir şekilde fark etmişizdir, toplanıp sohbet ettiğiniz, çay-kahve yudumladığınız bir ortamda belli bir süre sonra insanlar akıllı cihazlarını alarak, ekranlarından akan güncel sosyal ağ bildirimlerini okumayı karşılıklı muhabbete tercih eder duruma geldiler. Bu toplumsal anlamda hayatımıza giren sosyal platformların nasıl büyük bir dönüşüme neden olduğunun en basit göstergesi olarak yorumlanabilir.

Altı temel sorudan oluşan varsayımımızda, verdiğiniz EVET yanıtları ne kadar çok ise, aslında bağımlılık kavramına yakınlığınız da bir o kadar fazla demek oluyor.

Psikolojik ve fizyolojik olarak sosyal ağların insanlar üzerindeki etkilerini araştıran bilim adamları yukarıdaki gibi basit olmasa da, benzer neticelere ulaştıklarını çeşitli kaynaklarda ifade ediyorlar.

Ne yapmalı ?

Bağımlılık genelde algısı kötü olsa da doğru odaklanma ve amaca yönelik işler açısından kullanıldığında verimliliği yükseltebilir, beklenmedik başarıların kazanılmasında rol oynayabilir. Elbette ki, kontrol edilemeyen seviyedeki bağımlılık olgusunun insanı çeşitli olumsuz neticelere sürüklediği de bilinen bir gerçektir.

Aşırıya kaçmadan sosyal platformların kullanılması için bireysel oto kontrol mekanizmasının geliştirilmesi ilk önlem olarak ele alınabilir, bunun dışında profesyonel anlamda danışmanlık-destek de bir diğer seçenek olarak kullanılabilir

Hayatına Renk Katacak Olan Sen’sin

Hayatina renk katacak olan sensin, onu güzelleştirecek olan sensin, sen güzel baktığında güzel görürsün,
kirli baktığında kirli görürsün.
Camı silmen gerekecek, yüreğinin üzerinde insanlar tozlar oluşturdu,
herkes bir parça çamur bıraktı üzerine ve artık göremiyorsun, sorun bu, bunu izle, izleyeceğin yol bu!
Papatya papatyadır. Ona sağından da baksan, ona solundan da baksan, ona yukarıdan da baksan o diğer papatyalarla aynıdır.
Ve” varlığı çiçek açmış insanlar özde birdir”
Uğur Koşar

Sosyal medya ve dizilerin Dilimize/Türkçe’ye etkileri/zararları

Sosyal medya ve dizilerin Dilimize/Türkçe’ye etkileri/zararları

 

Teknolojik çağın en büyük hediyesi olan ‘’sosyal medya’’ yani hızlı iletişimi sağlayan en büyük alternatifimiz. Fakat milletçe var olmamızın en büyük özelliklerinden biri olan  ‘’Türkçemizi’’ bize kaybettirmek üzere olduğunu biliyor muydunuz?
Dil bir ülkenin birliğinin ve bağımsızlığının en önemli simgesidir. Dil bir milletin kültürüdür. Dilini kaybeden bir millet, milli benliğini, değerlerini, özünü ve daha da doğrusu her şeyini kaybetmiş, yitirmiş demektir. Bu yüzden Türkiye’yi Türkiye yapan ve sahip olduğumuz en güzel değerlerden biri olan Türkçemize sahip çıkmamız gerekir. İnsan nasıl beyinsiz yaşayamazsa bir millette dili olmadan var olamaz. Beyin nasıl insanın vücudunu kontrol ediyorsa, dilde bir milletin kontrol noktasıdır. Düşüncede, konuşmada, yazmada kısacası hayatımızın her yerinde dil vardır. Bu bağlamda dilin ne kadar önemli olduğu açıkça görülmektedir.

Sosyal medya günümüzde insanlar tarafından çok kullanılır hale geldi. Sevdiğimiz insanlarla hızlı iletişime geçmek onlardan haberdar olmak herkesin hoşuna gidiyor. Yalnız dikkat edilmeyen bir gerçek var. Dilimizin özelliklerini kaybediyoruz !! Türkçe kelimeleri yazarken ‘’selam’’ yerine ‘slm’ ’’merhaba’’ yerine ’mrb’ yazan artık genç nesil var. Galiba sesli harflere gerek duymuyoruz. Ayrıca yeniden ürettiğimiz bu kelimelere yabancı dillerden eklemeler yapıp normal hayatımızda da kullanıyoruz. Diğer tehlike ise yabancı kelime özentisi; bu tehlikenin sonunda ortaya çıkan dil kirliliği var. Günümüzde ‘’tamam’’ kelimesinin yerine ‘’ok’’ kelimesinin kullanılması gibi. Diğer taraftan ülkemizdeki dizilerde ve yapılan televizyon programlarında dikkat çekmek için yabancı kelimeler kullanılması dilimiz ve bizim aramızı bir adım daha açıyor. Dizilerde ki yanlışlar saymakla bitmiyor. 6-10 yaş arası bir çocuğun televizyonda ‘‘aşkitoşkom’’ ‘’babişkom’’ kelimelerini duyarak anne ve babasına böyle hitap etmesi verilebilecek en önemli örneklerden bir tanesi. Bu durumda anne ve babalara büyük görevler düşüyor. En önemlisi RTÜK’ünde buna önlemler alması gerekir. Çünkü Türkçe olmayan sözler adeta Türkçe’nin yavaş yavaş yok olmasına olanak sağlıyor. Bütün bu durumlar ister istemez halka yansıyor ve onları dolaylı olarak da olsa etkileyebiliyor. Bunun yanında halkın milli bilinci yozlaşmaya gidiyor. Ünlü filozof Konfüçyüs bir sözünde; ‘’Bir ülkeyi yıkmak istiyorsunuz önce dilini tahrip edin” demiştir. Eğer biz hala bir şeyleri sezip, hissedemiyor ve de düşünemiyorsak sadece dilimizde değil bizi biz yapan ve birbirimize bağlayan tüm değerlerimizde tehlike çanları çalıyor demektir. Yıkılmamak için ayakta durabilmek için bizi biz yapan dilimize hep beraber sahip çıkmalıyız.

Eğer özetleyecek olursak; dil kullanımında Türkiye’de ciddi sıkıntılar olduğunu hep beraber görüyoruz aslında ama önemsemiyoruz Toplum hayatında önemli yeri olan yazılı ve görsel medyanın hassas olmadığı bu konuda biz hassasiyetimizi gösterelim. Tepkilerimizi ortaya koyalım ve bu büyük tehlikenin bilincine varalım. İlk önce dilimize millet olarak biz sahip çıkalım. Devletimize bu durumda çok iş düşüyor. Eğer devlet babalık yapacaksa bu konuda da babalık yapması gerekmez mi? Devlet, ülkemizdeki televizyon dizilerinin ve sosyal ağların zararlarını engellemek için çalışmalar yapmalı ve Türkçemize sahip çıkmalıdır. Çok sık kullandığınız sosyal medyayı şimdi de devlet görevlilerine bu büyük sorunu duyurmak için kullanmak gerekmez mi?

Dil konusu çok önemli bir konu ve sorunun çözümü için atılması gereken çok adım var. Bu noktada ilk önce kendimizden başlayıp güzel Türkçemizi kullanırken daha dikkatli olmalı ve çevremizdekileri de dilimizi doğru kullanmaları konusunda bilinçlendirmeliyiz.

kaynak: aa23.org

Sosyal Medyanın Sosyal Yaşamımıza Etkisi / Piştt Sosyal Dostum! Bi’ Bakar mısın?

Sosyal Medyanın Sosyal Yaşamımıza Etkisi

Piştt Sosyal Dostum! :) Bi’ Bakar mısın?

Çook SOSYAL’sin dostum çook.. Yemekte, otobüste, kafede, yolda, toplantıda, etkinliklerinde telefonun, işyerinde, evinde bilgisayarın bir yadan Facebook, bir yandan Twitter, diğer yandan Foursquare, Instagram, Whatsapp ohh Maşallah!

ve o yüzden buradasın ki burası da sosyal paylaşım sitesi ve SEN de sosyalliğini arkadaşlarınla paylaşmak istiyorsun tabi en doğal hakkın! :)

##

Elindeki telefona bakarak yürürken birbiri ile çarpışanları,
trafik kazasına sebep olanları,
telefon direğine çarpanları görüyoruz yahu..?

##
Öte yandan ..mutsuzsun, arkadaşın yok, canın sıkkın, yalnızsın, n’apacağını bilemiyorsun hiç de keyfin yok..

Allah Allahh! ama çok sosyalsin be abi, sen de ablacım sen de! :)
Hadi ama asıl pencereye yönelelim artık!

Unuttun mu yoksa! ?
SEN İNSANsın; bir robot ya da işe yaramaz bir araç değilsin!

Seni canlı ve cansız tüm varlıklardan ayıran bir özellik lütfedilmiş, sana!

Düşünebilme özelliği, hedefleri, inançları ve insan gibi yaşaması gereken bir canlısın SEN!

—-

Aslında aşağıdaki video bir çok şeyi anlatmak için yeterli,
lütfen birkaç dakikanızı daha ayırın ve

seyredin..

———————————————————————–

Yüzlerce kişiyle paylaşmana gerek olmayan, çünkü zaten paylaşman gerekenle paylaştığın anlarda orada ol. Kafanı kaldır ve etrafına bak. Etrafındakileri gör…

Sevgi ile kalın..